16 Eylül 2013 Pazartesi

Glamour İtalya Röportajı (Eylül 2013)

"Sakız çiğnemem sorun olur mu?" İlk izlenimimiz: Robert Pattinson kibar bir Hollywood yıldızı. Bir vampir hikayesi olan Alacakaranlık Efsanesi ona büyük bir ün kazandırdı ve Titanik sonrası yaşanan DiCaprio çılgınlığının bir benzerini yaşamasını sağladı. Bunlara rağmen Robert, bu 27 yaşındaki insan canlısı adam bizden izin istiyor.

Ve hemen fikrini değiştiriyor: "İyisi mi ben bunu çıkarayım: mide bulandırıcı olmaya başladı!" Önce onay bekliyor ve sonra önündeki gazeteden bir parça koparıp elindeki "mide bulandırıcı sakızı" içine sarıyor ve sakızını elinde saklarken gülümsüyor.

İkinci izlenimimiz: Rob, arkadaşlarını ona böyle sesleniyor, başındaki ters takılmış beyzbol şapkası ve 2-3 günlük sakalları ile oldukça komik biri.

"Bir de İtalyan sakızından denemek ister misin?" diye soruyorum ona. "Gerçekten mi? Teşekkürler!" Kibarca paketi elimden alıyor. Açarken yarı İngiliz yarı Amerikan aksanıyla "Denti Bianchi, sorriso protteo" (Beyaz dişler, sağlam gülüşler) okumaya çalışıyor. Tabii ki hiçbir kelimeyi anlamıyor ama coşkulu görünüyor. Bir taneyi deniyor, başını geriye doğru atıyor, işte o anda tek görebildiğimiz kalın kaşlar ve altında iki mavi göz. Fısıldayarak: "Sizin sakızlar çok daha iyiymiş," diyor.

Üçüncü izlenimimiz ise: Pattinson bir bakışıyla herkesi kazanabilecek biri.

Ya da bir gülüşüyle: bu Dior Homme reklamında oluyor mesela. Kendisi yakın zamanda markanın Jude Law'dan boşalan koltuğuna geçti. Reklam başlıyor ve ilk 20 saniye Robert ciddi, düşünceli ve şiddetli görünüyor. Sonra setteki rol arkadaşı Camille Rowe onu öper gibi yapıyor fakat aslında dudağını ısırıyor. Sonra beklenmedik bir şey oluyor: Robert gülümsüyor ve seyirci olduğu yerde eriyor. Her kadın, kaç yaşlarında oldukları önemli değil, bu yakışıklı ve hüzünlü adamı gülümseten kadının yerinde olmak istiyor.

Dior kampanyası senin için ne ifade ediyor?

Dönüm noktası. Hayatımda ilk defa kendime ekranda bakıp bir yetişkin olduğumu fark ediyorum. Oldukça rahatlatıcı bir duygu. Kendimi her zaman 15 yaşında biri gibi görüyordum. Mesela Cosmopolis'te siyah bir takım elbise giyiyordum, oldukça erkeksi olmasına rağmen hala kendimi büyüklerin kıyafetleri içinde küçük bir oğlan gibi hissediyorum.

İyi giyin ya da giyinme adın sık sık en göz kamaştırıcı ünlü olarak geçiyor.

Ne? Ben çok sıkıcı biriyimdir. Neredeyse her gün aynı kıyafeti giyerim. Mesela şu Dior ceketi bana aylar önce verdiler ve o zamandan beri üzerimden çıkarmadım. Mümkün olsa onunla birlikte yatacağım.

Belki de kuru temizlemeye göndermelisin... Peki ya kadınlar, ilgini çekmek için ne giymeliler?

Hımm... ağzımdan terbiyesizce bir laf kaçırmamak için uğraşıyorum (gülüyor). Şöyle diyelim; her ne seçerse seçsin, onu hakimiyeti altına almalı, içinde ve kendi benliğinde rahat hissetmeli.

Peki sen kendi benliğinde rahat hissediyor musun?

Aslında ben kendine güvenen biri değilim. Ama şu anda iyi hissediyorum. Alacakaranlık geride kaldı, onunla birlikte ergenliğim de. Artık bir sonraki safhaya geçmek için hazırım.

Bu yeni safhada neler olacak?

Pek bir şey yok, adam akıllı hiçbir rol ilgimi çekmiyor.

Hangi roller sana çekici geliyor?

Şey, bütün karakterlerimin karanlık bir tarafı var. Ben ise hiç ama hiç karanlık biri değilim. Genel olarak bir senaryoyu okuduğumda eğer rolü yansıtamayacağımı hissediyorsam teklifi kabul ediyorum. Kendimle yarışmayı seviyorum.

Peki ya sırada ne var?

Şu aralar David Cronenberg'in Maps to the Stars'ı üzerinde çalışıyorum.  Film oyuncularının ne kadar evhamlı ve deli olduğunu anlatıyor. Ve ardından James Marsh'ın Hold on to Me'si var, orada bir uyuşturucu satıcısını canlandıracağım. Oldukça zor olacak, daha önce hiç böyle bir şey yapmadım.

Yani daha önce uyuşturucu satmadım mı demek istiyorsun?

En azından son zamanlarda değil (gülüyor). Şunu demek istiyordum, yani gerçek hayatta hiçbir zaman korkutucu biri olmadım. Sanırım üçkağıtçı ve tehlikeli biri olmayı öğrenmem gerekecek.

İşin için başka insanlar oluyorsun, peki ama sabah uyandığında kim olduğunu biliyor musun?

Lütfen, ben normalde bile nerede, kim olduğumu bilmem! Ciddiyim, bundan asla emin olamadım, oyunculuğa başlamadan öncesinde bile bu böyleydi.

Belki de artık öğrenmelisin.

Belki. Farklı rollerde oynamak, insanın diğerleri ve özellikle de kendisi hakkında zihnini açıyor.

Oyunculuk hakkında konuşurken sanki psikanalizden bahsediyormuşsun gibi geliyor.

Öyle zaten. Bence oyunculuk sıradışı bir terapi yöntemi; sette ruhsal duvarlarını kaldırmak, güvensizliğini aşmak oldukça güçlü bir şey. Özellikle de benim gibi içine kapanık biri için. Aslında bence bu bütün aktörler için geçerli, şimdiye kadar kendine tamamen güvenen bir aktörle tanışmadım. Bizler bir avuç psikopatız. 

Hiç terapiste gittin mi?

Hayır ama bir terapist olmak isterdim. Şimdilik sadece arkadaşlarımı analiz ediyorum. Bilinçaltlarını incelemek hoşuma gidiyor. Ya da kısaca onların işine burnumu sokmak hoşuma gidiyor diyelim. 

Çokça arkadaşın var mı?

Doğup büyüdüğüm Londra'da, kendi ailem gibi gördüğüm dört arkadaşım var. Ben şanslı bir adamım sanırım çünkü dört pek çok insan için fazla bir rakam. Burada, Los Angeles'ta ise küçük bir grup içine girmek zor. İnsanlar kalıcı değil. Ayrıca bizler oyuncuyuz. Yemin ederim bu çıldırtıcı bir durum; tanıştığınız her adam aktör ve hepsi bir şekilde sizinle yarış içerisindeler. 

Fazlasıyla önemsediğin bir oyuncu var mı?

Kesinlikle en büyük favorim Jack Nicholson. Küçükken onu takıntı haline getirmiştim. Onun giyim şeklini, konuşmasını taklit ederdim... ayrıca Joaquin Pheonix ve Michael Shannon'ı da fazlasıyla beğeniyorum. Ve tabii Channing Tatum, her zaman küçümseniyor ama bence o Marlon Brando kadar iyi bir oyuncu. 

Peki sen hiç küçümsenmiş hissettin mi?

Evet, eleştirmenler gişeye oynayan rolleri sevmiyorlar. Anlıyorum onları. Ama bir süreliğine sonsuza kadar hep vampir olarak hatırlanacağımı düşünerek korkuya kapılmıştım. 

Ve bu olmadı.

Doğru. Neyse ki daha meşakkatli rollerde oynamaya başladım; mesela Cosmopolis ve The Rover'daki karakterlerim gibi. Bu bağlamda Dior'un bana verdiği de bir ayrıcalıktı. Oyunculuğun farklı bir yönünü öğrenmiş oldum. 

Eğer bir oyuncu olmasaydın ne olurdun?

Üniversiteye gider Uluslararası İlişkiler okurdum ve muhtemelen politik bir kariyer edinmeye çalışırdım. Aslında şimdi bile bunu göz ardı etmiş değilim. 

Peki hangi partiyle bağlantıya girerdin?

Ben özgür bir kuşum, bir diktatör olmayı tercih ederim (gülüyor). Sana söylemiştim, ben garip biriyim...

Peki o zaman krallığında hangi hukuk sistemini kullanırdın?

Benim dışımda kimse burada yaşayamaz.

Yalnız mı doğdun?

Yalnız oldum. Los Angeles doğuştan yalnız. Sokaklara bakın, her biri kendi aracına hapsolmuş bir avuç birey dışında bir topluluk göremezsiniz. İlk başlarda biraz yalnız hissediyordum ama sonra alıştım. Şimdilerde ise bu ruh halini seviyorum. 

Peki şöhrete de alışabildin mi?

Alışmam gerekiyordu. Bir süre öncesine kadar inatçı bir şekilde eskiden nasılsa öyle yaşamaya çalıyordum. Ama çok zavallıca bir çaba olduğunu anladım; peşimde koca bir hayran ordusu olmadan hiçbir yere gidemiyordum o yüzden ben de bir yerlere gitmeye son verdim. Fakat sonra kafamda bir şeyler çaktı ve kendime "Artık her şeyin farklı olduğunu kabullenmelisin," dedim. O anda bir rahatlık hissettim. Kabullenmek bazen mutluluğun anahtarı oluyor ya da ben o şekilde düşünüyorum. 

Şimdi mutlu musun peki?

Pek çok şeyi kabullendim. Şimdi bunları itiraf ederken bile garip hissediyorum aslında çünkü söylediğin anda bazı şeyler yok oluyor. Ama evet, şimdi mutluyum.

Röportajın ses kaydı



Taramalar

imagebam.com imagebam.com

Çeviri: elwiens
Glamourİtalya | RPLife | @Gossipgyal | ToR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder