röportajlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
röportajlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2015 Pazartesi

Elle Fransa Röportajı (Eylül 2015)

Dünya'da en çok fotoğraflanan ünlülerden birisin. Bir fotoğrafçıyı canlandırmaktan keyif aldın mı?

Rob: (Gülüyor) Bir bağlamda evet diyebiliriz. 50'lerde çağımızın cep telefonu fotoğrafçıları gibi kolayca fotoğrafçı olunmuyordu, bu işte teknik bilgi sahibi olmak oldukça önemliydi... asaletle deneyim kazanarak takdir gören bir meslekti. 

Sen nasıl deneyim kazandın?

Rob: Anton Corbijn bana 1944 marka bir Leica makine verdi ve "Bunu arkadaşın ve uzvun olarak gör çünkü çekimler boyunca elinden düşürmeyeceksin," dedi.

Fotoğraf çektin mi peki?

Rob: Evet. Tam bir faciaydı. Anton'a* göstermek bile istemedim. (gülüyor)

*Anton Corbijn oldukça ünlü bir fotoğrafçı.

Fragmanı izledikten sonra merak ettik acaba Denniz Stock yerine James Dean rolünü mü canlandırmayı tercih ederdin?

Rob: Kesinlikle hayır. Dane DeHaan o rol için mükemmel bir seçimdi. Öte yandan benim asla James Dean'i canlandırmak gibi bir tutkum olmadı. O başka bir zamana ait. Hem ona hiç benzemiyorum. Mesela Dane, filmden öncesinde bile James Dean hakkında çok fazla bilgiye sahipti.

İki karakter arasındaki dostluk oldukça ilginç...

Rob: Karakterim Dennis Stock, James Dean'den sadece 3 yaş büyük ama bütün masumiyetini kaybetmiş. Sorumlulukları olan ve sanatçı olmayı kafaya koymuş genç bir baba. Zamanının %100'ünü fotoğrafçılığa aktarmak istiyor, eşi ve çocuğunun bu macerada yeri yok. 

13 Ağustos 2015 Perşembe

Jolie Dergisi (Almanya) Röportajı [Eylül 2015]

Herşey Farklı Kalır

The Childhood of a Leader'daki sakalı ile ilgili: "Çekimleri yeni bitirdik ama belki sakal bir süre kalabilir. Nedense [bu hali] hoşuma gitti."

- Yeni filmlerinin seni ünlü yapan Alacakaranlık'taki romantizmle alakası yok. Yaşlı Edward'ı geride bırakmak zor oldu mu?

Rob: Oldukça zordu. Ama buna hazırlıklıydım. Menajerim, kariyerimde bir adım öteye geçişimin uzun zaman alacağı konusunda beni uyarmıştı. Ve korkarım haklıydı. Üzerinden 7 yıl geçti ve artık hayatımın yavaş yavaş değiştiğini fark ediyorum. Şükürler olsun ki bu hengame içerisinde boğulmamaya ve kontrolü kaybetmemeye çalışırken hissettiğim o sinir harbi sona erdi. Ve tüm bunlar bir hiç uğruna değildi, şimdilerde farklı filmler arayışındayım. 

- Peki bir gençlik idolü olmak eğlenceli değil miydi?

Rob: Eğlenceliydi tabii ki. İnanılmaz heyecan vericiydi. En keyifli kısmı da ilk Alacakaranlık filminin çekimlerinin bitişi ile filmin vizyona girişi arasındaki süreçti. O zamanlar fotoğraf çekimlerinden ve seyahat etmekten keyif alıyordum çünkü kimse beni tanımıyordu. Ve her şey başladığında sadece yorucu olmakla da kalmadı. Bir yıl öncesinde kapısından çevrildiğim kulüplere girmeye başlamıştım. Ayrıca 21 yaşında olduğum için de şanslıydım; daha genç olsaydım bu heyecanın içinde boğulur kalırdım ve ABD'de içki içebilecek yaştaydım!

6 Temmuz 2015 Pazartesi

F Dergisi (Yunanistan) Röportajı [Nisan 2015]

Sen de bunun farkındasındır mutlaka; sen ve James Dean'in hayatı benzerliklere sahip.

RP: Bana göre birbirinden tamamen ayrı. James Dean'in hikayesi belki bazı açılardan benim yaşadıklarıma benziyor ama açıkçası onun hayatı çok ilgimi çekmedi. En başımdan beri benim ilgimi çeken hayat hikayesi Dennis Stock'unkiydi.

James Dean'i nasıl biri olarak görüyorsun? Sana ilham veriyor mu?

RP: Neredeyse her oyuncu, James Dean'e takılıp kaldığı bir dönem yaşamıştır. Filmleri büyük etkiler yarattı. Bazı şeyler biraz abartılsa da onun bu işe henüz yeni başlamış olduğunu unutmamak lazım. Dönüp baktığınızda korkusuzca bir şeyler denediğine şahit olabilirsiniz. Bazı davranışları çok zarif, tıpkı bir balet gibi ama bazı davranıları ise kaba ve güçlü. Bir sürü fotoğrafını gördüm ne ilginçtir ki hiçbirinde kötü görünmüyor. Ve bu sadece yüzüyle alakalı bir durum değil. O kamera karşısında nasıl durması gerektiğini çok iyi biliyormuş. 1955'de insanlar sürekli fotoğraflanmazlardı ve o da henüz ünlü biri değildi ama yine de yüzünün fotoğraflarda nasıl görüneceğini görebiliyordu. Bu yönünü kontrol etmekte çok başarılıydı.

Fotoğraflanmak nasıl bir duygu? Hoşuna gidiyor mu?

RP: Bu konuda çok kötüyüm. Alacakaranlık vizyona girdiği dönemde mesela, belli bir görüntü sunmak istedim. Bunu kontrol edebildiğinizde hoş bir şey ama sürekli fotoğraflanmaya başladığınızda kontrol elden gidiyor. Birden korkuya kapılıyorsunuz ve sonra içine kapanık birine dönüşüyorsunuz. O süreçte "Sakın fotoğrafımı çekeyim demeyin!" döneminden geçiyordum.

Dane DeHaan ile çalışmak nasıldı?

RP: Eğer James Dean için doğru oyuncuyu bulamasaydılar bu projede yer almayacaktım. Dane'in rolü aldığını öğrendiğimde bu projede yer almak istedim çünkü o sevdiğim bir aktör ve ayrıca kendimle aynı yaşlarda biriyle çalışma şansını çok sık geçmiyor elime. Dane'in rolü oldukça zor. Özellikle de makyaj ve peruk devreye girince. Kulakları bile yapma. Delice! Ama o oldukça hoş bir herif. Gerçek hayatta James Dean ve Dennis Stock arasındaki ilişki oldukça garipmiş. İkisi birbirinden alabildiğine farklı kişilikler tıpkı ben ve Dane gibi, fakat biz buna rağmen çok iyi anlaştık.

17 Şubat 2015 Salı

'Life' Berlin Tanıtımlarından 1Live Röportajı - Ses Kaydı + Çeviri


Robert: [Festivalde bulunmak] harika. Her zaman insanların yaptığınız filmlerden keyif almasını istersiniz. Son zamanlarda yer aldığım filmler çok çok farklılar ama buna rağmen The Rover gibi bir filme bile aynı ilgiyi görtermeleri beni şaşırtıyor.

Robert: [Hayranlar] durumu üç yıl öncesinde çok daha çılgıncaydı. Şimdi biraz duruldu. En azından markete falan gidebiliyorum. Mc Donalds'a gitmek gibi harika deneyimlerden mahrum kalmıyorum.

Çeviri: elwiens
RPLife

15 Şubat 2015 Pazar

'Life' Prodüksiyon Notları


LIFE

Yönetmen: Anton Corbijn
Oyuncular: Robert Pattinson, Dane DeHaan, Joel Edgerton, Alessandra Mastronardi, Stella Schnabel, Ben Kingsley
Senaryo: Luke Davies
Yapımcılar: Iain Canning, Emile Sherman, Christina Piovesan

Robert Pattinson, Dennis Stock'u canlandırıyor. Projeyi beğenmesinin sebebi "tarihin ilginç bir dönemini anlatması ve James Dean gibi önemli birini ilginç bir şekilde ele alması"ymış. "Filme katılmaya karar vermeden önce uzun bir süre boyunca senaryoyu okudum," diyor, kendisi "hikayenin zarif ve şairane bir şekilde anlatılmasından" etkilenmiş. Ayrıca kendi yaşlarında biriyle başrolü paylaşmak da cazip gelmiş ve Robert, film hakkında konuşmak için Anton Corbijn ve Luke Davies'le buluşmuş. "Kararım, Jimmy'i kimin canlandıracağına bağlıydı." Robert, Anton'un öylesine "James Dean" görünümlü birini seçmeyecek biri olduğunun düşündüğünü fakat Dane DeHaan ismini duyduktan sonra bundan emin olduğunu vurguluyor (Kendisinin James Dean'i canlandırma fikrine ise gülüyor: "Ah, hayır. Milyon yıl geçse olmaz. Dane bayağı cesur.")

Anton ve prodüktörler filmde DeHaan'ı görmek istidiklerinden nasıl eminlerse, Robert'ın rolünden de bir o kadar eminlerdi. Anton "Rob zaten rol için aklımdaydı, onunla buluştuktan sonra da başka oyuncu arayışına hiç girmedim," diyor. Yönetmen ayrıca Rob ve DeHaan'ın "böylesine farklı aktörler olmalarını" beğenmiş, "oynadıkları roller açısından çok iyi oldu. Ayrıca arkadaş olduklarını da hayal edebilirsiniz çünkü çok farklılar ve dostluklarının ilginç yönü de bu - birbirlerine kişiliklerinde olmayan bir şeyler katıyorlar."

Yazar Luke Davies, oyuncuların isimlerinin onun için "hayallerinin haberi" olduğunu söylüyor. Pattinson'ın The Rover'daki performansının "inanılmaz" olduğunu ve onun Dennis rolüne de çok yakışacağını söylüyor. Dane DeHaan ise "Robert'ın böyle filmlere bu kadar cesurca atlamasını takdir ediyorum. Kendini bir sanatçı olarak geliştiriyor ve onunla bu süreçte beraber olduğuma memnunum."


23 Kasım 2014 Pazar

The Hollywood Reporter Röportajı (Mayıs 2014)

Robert Pattinson, 21 Nisan 2012’de kiralık bir Toyota Camry’e binerek  Los Angeles’ın Los Feliz bölgesindeki evine 10 dakika mesafedeki Koreatown’a doğru yola koyuldu. Aktör oldukça endişeliydi çünkü delicesine istediği bir rol için seçmelere katılmak üzereydi, ve seçmelerin onun harcı olduğunu söylemek pek de mümkün değildi. “Seçmelerden nefret ediyorum” diyor.

“Yapamıyorum işte. Zarar verebilecek kadar gergin oluyorum. Hep kötü geçiyor sonra da berbat hissediyorum”. Sinirlerini yatıştırmaya son zamanlarda atıldığı bağımsız filmler de yetmiyor. Bel Ami ve Little Ashes gibi filmler ses getirmekten ziyade fos çıkıyor ve Cosmopolis de yakında sönecekmiş gibi duruyor. Bu filmler, gişede 3.3 milyar dolar hasılat yapan ve Pattinson’a sadece son filmiyle 20 milyon dolar kazandıran Alacakaranlık süpernovasının yanında maytap gibi kalıyor.

Bu rolü, artık sadece gizemli, derin derin düşünen, yanardöner, az da olsa keyifsiz, 100 yaşında, Edward Cullen adlı bir vampir olmadığını kanıtlamak için istedi -hatta ihtiyaç duydu. Yani gideceği yere genç, yakışıklı ve delicesine endişeli bir biçimde vardı. “Korkunçtu,” diyor. “Bir rolü çok nadir böylesine isterim.”

(Belki yardımı dokunmuş olsa da) stres yapmasına gerek yoktu. 2010’da Animal Kingdom’ı yöneten Avustralya’lı yönetmen David Michod onun için “Bir sürü başarıyla gelmişti,” diyor. Guy Pearce’in çalınan arabasını bulmak için Avustralya’nın en ücra ve berbat bölgelerine aktörle birlikte yolculuk yapmış, yarım akıllı bir çete üyesini canlandırıp canlandıramayacağını anlamak için Pattinson’ı 3 saatlik maratona sokup uzun tartışmalar, sahne okumaları ve doğaçlamalar yaptırmış. “Kapıdan giren aktörler arasında karakteri benim aklımdakine en yakın biçimde güzelce ve tamamen anlayan tek aktör oydu.”
 
Pattinson şimdilerde, Cannes Film Festivali’ndeki galasından bir ay sonra, 20 Haziran’da gösterime girecek The Rover’ın seyircileri de mest etmesini umuyor. THR’ın baş film eleştirmenleri Todd McCarthy film hakkında “Kendi dokunaklı karakterleriyle, yarı-apokaliptik bir karışımı harmanlayan The Rover, Cormac McCarthy’nin günümüz ve The Road Warrior zamanları arasındaki Avustralya görüşüne benzer bir görüşün izlenimlerini uyandırıyor” diyor.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Robert, İngiliz Kraliyet Bebeği Hakkında Konuştu


İngiltere tahtının iki numaralı varisi Prens William ve eşi Cambridge Düşesi Kate Middleton'ın 2. bebeklerini bekledikleri haberinden sonra Maps To The Stars'ın İngiliz oyuncusu Robert Pattinson da kraliyet bebeği hakkındaki düşüncelerini ET Canada ile paylaştı. "Daha birkaç dakika önce duydum, hiç bilmiyordum. Aslında biraz heyecanlandım," diyor.

"Düğünlerini çok sevmiştim. Tahmin ettiğimden daha çok ilgimi çekmişti," diyor küçük bir kahkaha atarak. "[Cosmopolis] basın görüşmeleri esnasındaydı. Hatta sanırım muhabirin arkasındaki ekrandan izliyordum."

Blogumuz adına çeviriyi yapan: elwiens
Kaynak linki belirtilmediği sürece blogumuzdan çeviri alınması kesinlikle yasaktır.
Kaynak/via

7 Eylül 2014 Pazar

Esquire İngiltere Röportajı (Eylül 2014)

O, Alacakaranlık fenomeninden, dedikodu dergilerinden sınavını verip günümüzün en gelecek vaadeden aktörlerinden biri olmayı başaran 28 yaşındaki İngiliz oyuncu. Birkaç ay içinde, onu David Cronenberg'in, Werner Herzog'un ve Anton Corbijn'in filmlerinde en iyi performansıyla göreceğiz. The Rover ise bu yazın mutlaka görülmesi gereken filmlerinden biri. Biz de bunu kutlamak adına kendisini bira ve barbekü için davet ettik.

Robert Pattinson fazla gergin biri değil. Her zaman çok sakin görünüyor, çığlık atan onlarca kızın karşısında bile. Fakat bazen kaygılandığı zamanlar oluyor, kalp atışları hızlanıp davranışları değişiyor. Öyle olduğu zaman söyleneleri inkar ediyor ve bir şeyler uydurmaya başlıyor. En azından son filmi The Rover'ı tanıtmak için geçenlerde katıldığı Jimmy Kimmel programında öyle demişti.

Bilinen şu ki program boyunca röportaj için gergindi, belki de en başından beri yalan atıyordu, ki bu yalan atmadığı anlamına gelir, ki yalan atmaması da yalan attığı anlamına gelir ve bu bir paradoks gibi devam eder durur. Ama sonradan işin doğrusunu açıkladı. Koltuğunda rahatsız rahatsız kıvranırken, durduk yere Kimmel'a tükürüğünün inanılmaz derecede ağır olduğunu ve bu yüzden bir adım ötesine bile tüküremediğini söylemişti. Ayrıca kendisine erotik bir şekilde tükürülmesinden de hoşlandığını söylemişti. İzleyiciler buna bayıldı, komik sayılırdı. Ama aynı zamanda garipti de.

"Tamam, açıklayayım," diyor Robert. "Bu tarz programlarda bir gün önceden yapımcıyla falan bir ön röportaj yapmanız gerekir. Ve siz programa çıkmadan iki saniye önce, size o ön röportajı hatırlatırlar ve gidip o şeyleri tekrar tekrar programda söylersiniz. İşte ben de o gün Jimmy'nin programındaydım ve ön röportajda anlattığım hikaye o an bana komik gelmedi. Aslında en başta da komik değildi ama ben o sırada o komik olmayan hikayeyi anlatacaktım, Jimmy de sahte bir şekilde gülecekti... Buna katlanamadım. O yüzden panikledim. Her yanımdan ter akıyordu. Saçmalamaya başladığımı hissettim. Kendi kendime 'Aman Tanrım, saçmalamaya başladım' dedim. O yüzden ben de bu ağır tükürük hikayesini uydurdum, Jimmy'nin yüzü ise 'Sen ne halttan bahsediyorsun?' der gibiydi."


11 Ağustos 2014 Pazartesi

The Vent Röportajı (Temmuz 2014)

Robert Pattinson'ın dediğine göre Güney Avustralya'nın ücra yerlerinde tüm ekiple birlikte kaldıkları yerel bir barda The Rover'ı çekmek mükemmelmiş. Filmin yapımcıları tüm işleri paylaşarak gittikçe artan sıcakta bu filmi çekme cesareti gösterip, geceleri de bir iki duble bir şeyler içmişler. Pattinson bunun daha farklı olmasını istemezmiş çünkü söylediğine göre de bu durum, yönetmen ve tüm ekibin arasında kırılmaz bir bağ oluşturmuş.

"Harikaydı," diyor Pattinson. "Çünkü tüm ekip aynı yerde kalıyorduk ve yapacak hiçbir şeyimiz de yoktu, bir barda yaşıyorduk. Çekimler için başka bir yerden, tüm ekibin yerlisi olduğu bir şehre geldiğinizde çekimlerden sonra da herkes evlerine dağılır siz de tek başınıza otelin içine tıkılıp kalırsınız ki bu da sinir bozucu bir durum."

"Yeni tanıştığınız bir grup insanla takıldığınız zaman, çok çabuk yakınlaşabiliyorsunuz, özellikle yapacak hiçbir şeyiniz olmadığı zaman. Gerçekten eğlenceli oluyor. Böyle bir şeyi uzun süredir yaşamamıştım. Bu filmi çekerken aynı zamanda inanılmaz bir deneyim de yaşamış oldum."

Nasıl gidiyor?

Her gece, sabahları röportajım olduğunu unutup sabahlıyorum (gülüyor). Berbat bir şey!

Avustralya'da çekimler nasıldı?

Benim açımdan eğlenceliydi. Rahatlatıcı diyebilirim aslında. Orada çekim yapmayı sevdim. Ne etrafta insan ne de üzerinizde baskı vardı.

5 Ağustos 2014 Salı

Chicago Sun Times Röportajı (Haziran 2014)

Belki bu onun vampir kişiliğinin dışa vurumudur bilemiyoruz ama Robert Pattinson kan istiyor.

"Geçen gece Chicago bifteğiyle hayal ediyordum," diyor aktör. "Alacakaranlık turu için gittiğimizde yemiştim, böyle şeyler aklıma yerleşiyor. Ya da bu benim vampirliğimin tekrar dışa vurumudur belki de." 

Meşhur kahkahasından atan Pattinson dileğinin gerçekleşeceğini biliyor. Ekim ayında Chicago'da Robert De Niro ile Idol's Eye filmini çekecek. "Chicago'yu seviyorum," diyor. "Sokaklarında rahatça yürüyebildiğim ve insanlarının çok kibar olduğu şehirlerden biri. Küçük bir sessizlik yaşamak istediğimde buna saygı gösteriyorlar."

The Rover çekimleri için gittiği ücra Avustralya kırsallarında da sessizliği bulduğunu belirten Pattinson, filmde Guy Pearce ile çölün ortasında bir ölüm kalım macerasına atılan Rey isimli genç bir adamı canlandırıyor.

1 Ağustos 2014 Cuma

Manila Bulletin Röportajı (Haziran 2014)

The Rover için röportaj yaptığımızda, "Neredeyse haftalardır üzerimdeki çeketi giyiyorum," diyor 28 yaşındaki Robert Pattinson.

Basit bir ceket, gömlek ve pantolon giyen Alacakaranlık'ın yıldız oyuncusu birilerinin kıyafetlerini çaldığını söylüyor. "Buna anlam veremiyorum," diyor. "Hani South Park'da bir bölüm vardır bilir misiniz, iç çamaşırı cinlerinin herkesin çamaşırlarını çaldığı? Sanırım onlar bana da musallat oldu. Bu yüzden sürekli üniforma gibi aynı kıyafetleri giyiyorum."

Kıyafetlerinin nerede olduğunu bilmediğini itiraf ediyor. "Kolilerin içinde bir yerlerde olduğuna eminim... biliyorum kulağa çok saçma geliyor ama nerede olduklarını bulamıyorum."

Alacakaranlık'tan bu yana farklı mekanlarda film çeken İngiliz oyuncu Los Angeles'ın artık evi olduğunu söylüyor, en azından şimdilik.

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Detroit News Röportajı (Haziran 2014)

Adı Rey, göz teması kurmuyor, konuşmuyor ya da herkesin gönlünü çelen bir gençlik idolü gibi görünmüyor.

Dişleri çarpık ve çürük. Saçları kötü bir şekilde tas traşı kesilmiş. Baştan ayağa kir içerisinde ve konuşmaya başladığında cümleleri yutuyor, yersiz bir şekilde kelimeleri tekrarlıyor.

Müthiş saç stiline ve parıldayan bir tene sahip Alacakaranlık'ın kahramanı, dünyanın en yakışıklı vampiri Edward Cullen'la benzerlikler taşıyor elbette. Çünkü apokaliptik bir gelecekteki insan avının ortasına düşen yürüyen felaket Rey, her zaman göz kamaştıran aktör Robert Pattinson tarafından canlandırılıyor.

"Genelde bu tarz roller için seçilmem," diyor Pattinson Los Angeles'dan katıldığı telefon görüşmesinde. "Böyle garip roller için uygun olan 4-5 oyuncu vardır. Daha önce hiç onlardan biri olarak algılanmadım - bu saatten sonra belki bu değişir."

17 Temmuz 2014 Perşembe

Los Angeles Times Röportajı (Haziran 2014)

Alacakaranlık'ın yıldızı Robert Pattinson, apokaliptik gelecekte geçen Western türündeki yeni filmi The Rover'ın çekimleri için Avustralya'nın ücra köşelerinde, hayalet kasabalara seyahat etti. Bu ortamın onu çıldırtıcı ilgiden uzaklaştırdığını ve daha önce hiç olmadığı kadar işine odaklanmasını sağladığını belirtiyor. "Çok güzeldi, etrafınızda kimse olmadan dolaşabilmek falan."

Filmin Avustralyalı yönetmeni David Michôd ise şunları ekliyor: "Rob'un sokakta tek başına, elini kolunu sallayarak dolaşışını gördükten sonra daha önce hiç böylesine mutlu olan bir aktör görmediğimi fark ettim. Neredeyse hoplayıp zıplıyordu."

Guy Pearce ve Pattinson'ın filmde karşılıklı çok az diyalogu olsa da The Rover toplumun durumuna rağmen insanlığın birbiriyle bağ kurabileceğine vurgu yapıyor. Aktörler, aralarındaki ilişkinin doğal bir şekilde geliştiğini söylüyor.

"Birbirimizle bağ kurmak için dışarıya çıkıp takılmamız gerekmedi," diyor Pearce. "Küçük bir kasabada film çekmek dışında başka bir iş yapmadan yaşadığınızda bir arkadaşlığın oluşmasına engel olamıyorsunuz."

15 Temmuz 2014 Salı

Philippine Daily Inquirer Röportajı (Haziran 2014)

LOS ANGELES - "Don’t hate me ’cause I’m beautiful/ Don’t hate me ’cause I’m beautiful/ Now do the pretty girl rock, rock, rock." 

Robert Pattinson, The Rover'da şiddetli bir sahneden önce arabasında Keri Hilson'ın Pretty Girl Rock'ını söylüyor. Eh, dolayısıyla bu da acaba Pattinson bir albüm çıkarır mı sorularını akla getiriyor.

"Nasıl olur diye düşünüp duruyorum... ama o iş biraz zor," diye cevaplıyor koyu pantolonu ve beyaz tişört, kahverengi gömlek üzerine giydiği siyah ceketle çocuksu görünen aktör. "30'uma gelmeden yapsam iyi olur çünkü o yaştan sonra albüm çıkarmak biraz utanç verici olabilir," diyor gülerek.

Robert aslında o sahnede The Pussycat Dolls'un Dont Cha şarkısını söyleyeceğini açıklamıştı. "Sonra David bana Keri Hilson şarkısını gönderdi. Yeni çıkan bir şarkı sanmıştım. Youtube'da 500 milyon kez (aslında 48 milyon) izlendiğini bilmiyordum."

"En başta David arabada sanki en sevdiğim şarkıyı söylüyormuşum gibi söylememi istedi," diye açıklıyor. "Neyse ki öyle olmadı. Bu çok üstünkörü olabilirdi. Ama sonuç olarak şarkı filme çok yakıştı."

The Rover'da Robert'ın karakteri Rey ve Guy Pearce'in karakteri Eric, çalıntı bir arabayı takibe koyuluyorlar. "Garip bir şey var ki insanlar bu filmi boğucu olarak yorumluyorlar," diyor Londralı aktör. "Ama [çöküşün] öncesinde neler olduğunu hatırlamayan birini canlandırıyorum. Karakterim oldukça refah içinde. Oynaması eğlenceli bir roldü. Boğucu olduğunu hiç düşünmedim."

STAR Gazetesi Röportajı (Temmuz 2014)

Robert Pattinson: Hayatta kalanların hikayesini anlattık 

Robert Pattinson ve Guy Pearce, ölümcül bir kovalamaca içinde günümüz toplumunu eleştiren The Rover -Takip filminde bir arada. Hayranlarla dolu New York caddeleri yerine Avustralya’nın ıssız şehirlerinde geçen çekimlerin performanslarını artırdığını düşünen iki yıldızdan özel röportaj...

Devlet ve toplum çökmüş, kanunlar yok olmuş ve aradan 10 yıl geçmiş. Katı bir insana dönüşmüş ve yalnız bir insan olan Eric (Pearce), ıssız yolları da dolaşmakta. Bir grup hırsız, arabasını çalar ve geride yaralı arkadaşları Rey’i (Pattinson) bırakır. Eric, Rey’i arkadaşlarının izini sürmesi için zorlar çünkü Eric için önemli tek şey arabasıdır ve artık o arabayı geri almak hayatının amacıdır... Avustralya’nın kırsal bölgelerinde çekilen ve izleyiciyi ‘Düşünmeye iten’ Takip, 67. Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı gösterildi. Filmin başrol oyuncusu olan ve büyük bütçeli Hollywood filmlerinde görmeye alışık olduğumuz Robert Pattinson, saf ve komik hareketleriyle yine seyircinin gönlünü çalacağa benziyor. Zaten filmde onun dışındaki her şey korkutucu ve sert: Sistemin çöktüğü ve bilindik düzenin yok olduğu bir zamanda yaşam savaşı veren insanların hikayesi anlatılıyor. Pattinson’a yıldız oyuncu Guy Pearce eşlik ediyor.

13 Temmuz 2014 Pazar

Huffington Post Röportajı (Haziran 2014)

Robert Pattinson bitkin durumda.

28 yaşındaki aktör geçtiğimiz ayı The Rover filminin tanıtımlarını yaparak geçirdi, The Hollywood Reporter'ın kapağında yer aldı, BuzzFeed, The Daily Beast, Indiewire ve Jimmy Kimmel'a röportajlar yaptı, şimdi de Huffington Post'la bir röportaj gerçekleştiriyor. "Teoride her şey yolundaydı," diyor.

"Sanırım herkes insanların kendisiyle ilişkilendirebileceği projelerde yer almayı arzuluyor, bense tam tersini istiyorum," diyor Pattinson kariyerinin genel görüşünüyle ilgili. "Olaylara normal duygularla tepki vermeyi beceremiyorum. Yani tamamen normal bir adamı oynamak... Nasıl yaparım bilemiyorum."

David Michôd, Werner Herzog, David Cronenberg gibi harika yönetmenlerle çalıştın, çok yakında da Olivier Assayas'la birlikte çalışacaksın. Tüm bu deneyimlerden neler biriktiriyorsun?

Hepsi bana bir şeyler öğretiyor. Yaptığım şey tam olarak bu. Birçok aktör kendi özel yeteneğinin farkında, bu yüzden bu özel yeteneği ortaya çıkaracak yönetmenlerle çalışıyorlar. Bense daha yeteneğimin farkında bile değilim! Sadece, Herzog ve Cronenberg'la çalıştıktan sonra bana bir şeyler olmasını umuyorum.

Pek çok haber başlığında 'The Rover'daki performansın ve bu performansla nasıl 'Alacakaranlık'ı geride bıraktığın vurgulanıyor. Ama 'Alacakaranlık' 2 sene önce sona erdi, 'Cosmopolis'le birlikte 'Alacakaranlık'ı zaten çoktan geride bırakmıştın. Bu tarz söylemler seni kızdırıyor mu?

Bazı insanlar bana gelip de 'Yaptığın işleri daha farklı algılayan insanlarla ilgili ne düşünüyorsun?' diye sorunca kızıyorum. Bu biraz aşağılayıcı. 'Önceden yaptığım tüm filmler bok gibi miydi yani? Sağ ol dostum ya!' İnsanların beni gerçekten ne kadar az tanıdığını hep unutuyorum. Onlarca röportaj yapıyorsun fakat çoğu insan bir iki filmini anca izlemiştir. O da belki! Ya da dergilerde falan görmüştür. Olayın merkezindeyken işin bu yönünü çoğu zaman unutuyorum.

6 Temmuz 2014 Pazar

Indiewire Röportajı (Haziran 2014)

David, üç saatlik deneme çekimin boyunca senin suyunu çıkardığını söyledi. Neler yaptırdı?

Birincisi [deneme çekimini] Los Angeles'taki evinde yaptı. Bilmiyorum ama sanki biraz sinirlerimi yıprattı. Zaten ne zaman deneme çekimine gidecek olsam sinir krizleri geçiriyorum. Ne olursa olsun deneme çekimlerinden uzak duruyorum. Ama  bu defa senaryou çok çok sevdim. Okuduğum an karakteri nasıl canlandırmam gerektiği hakkında bir fikir oluştu.

[Deneme çekimi] çok uzundu. Normalde bu tarz çekimlerde iki sahne canlandırırsın ve çekim biter. Sanırım yıllardır deneme çekimlerinde berbat olmamın nedeni de buydu... Ayrıca bu defa bana eşlik edip replikleri okuyan çok iyi aktörler vardı, yardımı çok dokundu. Fakat öyle çok zahmetli falan değildi. Oldukça eğlenceliydi. David'in deneme çekiminde bile ne kadar harika olduğunu görebiliyordunuz. Neredeyse rolü almasam bile mutlu olabilirdim. Deneme çekimine katılmak çok müthiş bir deneyimdi.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

'The Rover' Ekibinin Time Out İstanbul Röportajı

TimeOutİstanbul: ‘Animal Kingdom’ ile akıllara kazınan David Michôd’nun yeni filmi ‘The Rover’da Guy Pearce, intikam peşindeki öfkeli bir adamı ete kemiğe büründürüyor. Michôd ve Pearce ile Nick Dent konuştu.

Aklı selim bir adamın şiddetli bir öfkeye kapılmasına ne sebep olabilir? Film setindeki Guy Pearce için bu sorunun cevabı, kendisi ve rol arkadaşı Robert Pattinson önemli bir sahne çekmeye çalışırken kendilerine nutuk çeken bir paparazzi sürüsü… “Robert hayli ünlü olduğu için illa ki takip edileceğinizi biliyorsunuz.” diyor Pearce. “Neyse ki ‘The Rover’ın seti şehirden epey uzaktaydı (Avustralya’daki Flinders Ranges dağlarının güneyinde) ve bu gibi durumlarla pek karşılaşmadık…”

“Paparazziler söz konusu olduğunda hırçın bir adama dönüşüyorum. Şiddete yönelmek istememe sebep oluyorlar.” diye gülerek devam ediyor sözlerine Pearce. Onun gibi mülayimliğiyle ünlü bir oyuncunun, David Michôd’nun ‘Animal Kingdom’dan sonra çektiği ilk film olan ‘The Rover’da canlandırdığına benzer bir karaktere dönüştüğünü düşünmek komik geliyor insana. Filmde Pearce’ın canlandırdığı Eric adlı, duygusal açıdan çöküntüye uğramış bu karakter, dünya çapında yaşanan ekonomik bir krizin ardından Avustralya’nın ücra bir köşesinde yaşıyor. Çalınan arabasını geri alabilmek için hırsızların peşine düşüyor.


3 Temmuz 2014 Perşembe

The Daily Beast Röportajı (Haziran 2014)

Rey rolü için ciddi manada bir savaş verdiğini söylemiştin. Neden? 

Garip aslında, senaryo bana gönderildiğinde e-postayı yanlış okumuşum. Bir teklif olduğunu sanmıştım. "Vay canına, bu rolü nasıl canlandıracağımı cidden biliyorum, daha önce bana hiç böyle roller teklif edilmemişti," diye düşündüm. Hemen menajerimi aradım ve "Bu rolü istiyorum! Hem de hemen!" dedim. Çünkü David Michôd'la yıllardır çalışmak istiyordum. Fakat sonra menajerim bana, "Hayır, bu bir deneme çekimi teklifi. Sen neden bahsediyorsun?" dedi (gülüyor). Anında paniklemeye başladım. Şimdiye kadar katıldığım bütün deneme çekimlerini batırıp bıraktım çünkü. 

Ee peki ne yaptın?

Bu rolü elde etmem gerektiğini fark ettim, daha önce hiçbir deneme çekimi için harcamadığım kadar çok zaman harcadım.

30 Haziran 2014 Pazartesi

Boston Globe Röportajı (Haziran 2014)

David Michôd'un son filmi The Rover ile Robert Pattinson tamamen değişti. Alacakaranlık'taki o kusursuz dişleri ve filmin büyük ilgi görmesini sağlayan dağınık saçları yok artık. Cosmopolis ve Water For Elephants filmlerinde yer almasını sağlayan o düşünceli başrol adamı bakışı da kalmadı.

Tüm günümü The Rover için yapılan eleştirileri okumakla geçirdim. "Tartışılamaz bir yetenek" gibisinden ifadeler de vardı.

Vay canına.

Sen de eleştirileri okuyor musun?

Evet, elbette okuyorum. Ama aklımda sadece olumsuz olanlar kalıyor.

Eleştirileri her zaman okur muydun? Alacakaranlık zamanında falan da?

Hiç ders almıyorum. Tüm gün oturur onları okurdum, insanlar da "Bırak artık okumayı, daha yapılacak basın toplantıları var," derlerdi.

The Rover için yapılan eleştirileri sevmiş olmalısın. İnsanlar film için "dönüşüm geçirmiş" tabirini kullanıp duruyorlar.

Daha iyisini umamazdım. Zaten kendimi en kötüsüne hazırlamış ve insanların nefret edeceğini düşünmüştüm bu yüzden yazılan her şey ekstra güzel gibi geliyor.