Robert Pattinson: Hayatta kalanların hikayesini anlattık
Robert Pattinson ve Guy Pearce, ölümcül bir kovalamaca içinde günümüz
toplumunu eleştiren The Rover -Takip filminde bir arada. Hayranlarla
dolu New York caddeleri yerine Avustralya’nın ıssız şehirlerinde geçen
çekimlerin performanslarını artırdığını düşünen iki yıldızdan özel
röportaj...
Devlet ve toplum çökmüş, kanunlar yok olmuş ve
aradan 10 yıl geçmiş. Katı bir insana dönüşmüş ve yalnız bir insan olan
Eric (Pearce), ıssız yolları da dolaşmakta. Bir grup hırsız, arabasını
çalar ve geride yaralı arkadaşları Rey’i (Pattinson) bırakır. Eric,
Rey’i arkadaşlarının izini sürmesi için zorlar çünkü Eric için önemli
tek şey arabasıdır ve artık o arabayı geri almak hayatının amacıdır...
Avustralya’nın kırsal bölgelerinde çekilen ve izleyiciyi ‘Düşünmeye
iten’ Takip, 67. Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı gösterildi.
Filmin başrol oyuncusu olan ve büyük bütçeli Hollywood filmlerinde
görmeye alışık olduğumuz Robert Pattinson, saf ve komik hareketleriyle
yine seyircinin gönlünü çalacağa benziyor. Zaten filmde onun dışındaki
her şey korkutucu ve sert: Sistemin çöktüğü ve bilindik düzenin yok
olduğu bir zamanda yaşam savaşı veren insanların hikayesi anlatılıyor.
Pattinson’a yıldız oyuncu Guy Pearce eşlik ediyor.
gazete röportajları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazete röportajları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Temmuz 2014 Salı
30 Haziran 2014 Pazartesi
Milliyet Cadde: "PİSLİĞİ SEVİYORUM"
Milliyet Cadde: "PİSLİĞİ SEVİYORUM"
'The Rover' adlı yeni filminde kir pas içindeki görüntüsüyle hayranlarını şaşırtan Robert Pattinson: "Bir süre sonra sinekleri sevmeyi kabullendim!"
Hollywood'un iki yakışıklı oyuncusu Robert Pattinson ve Guy Pearce'ı bir araya getiren 'The Rover/Takip' 4 Temmuz'da vizyona giriyor. Guy Pearce'ı değişik karakterlerde görmeye alışık olsak da, filmde Robert Pattinson'ı görünce tanıyamayabilirsiniz.
Film, toplumun çöküşünden sonraki bir zamanda, fakat çok da uzak olmayan bir gelecekte geçiyor. Biraz geri akıllı 'Rey' (Robert Pattinson) ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan 'Eric' (Guy Pearce) seyirciye ilginç bir hikaye sunuyor...
Filmde sürekli pislik içindesiniz. Etrafınızdaki sineklerden ne kadar nefret ediyorsunuz?
Robert Pattinson: Bir süre sonra onları sevmeyi kabullendim. Ayrıca pislikle kaplı olmayı da!
Guy Pearce: Onları kabullenmek oldukça zor ama belli bir dereceden sonra alışıyorsun. En azından kameralar kayıttayken.
Peki Avusturalya'da çekim yapmak nasıldı?
R.P.: İzole bir yerde çekim yapmayı sevdim çünkü tüm ekip hep bir aradaydı. Normalde bir şehre gidersin ve herkes ailesi ya da arkadaşlarıyla birlikte olur; ben de otelde tek başıma kalırım. Beni davet etmelerini beklerim...
'The Rover' adlı yeni filminde kir pas içindeki görüntüsüyle hayranlarını şaşırtan Robert Pattinson: "Bir süre sonra sinekleri sevmeyi kabullendim!"
Hollywood'un iki yakışıklı oyuncusu Robert Pattinson ve Guy Pearce'ı bir araya getiren 'The Rover/Takip' 4 Temmuz'da vizyona giriyor. Guy Pearce'ı değişik karakterlerde görmeye alışık olsak da, filmde Robert Pattinson'ı görünce tanıyamayabilirsiniz.
Film, toplumun çöküşünden sonraki bir zamanda, fakat çok da uzak olmayan bir gelecekte geçiyor. Biraz geri akıllı 'Rey' (Robert Pattinson) ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan 'Eric' (Guy Pearce) seyirciye ilginç bir hikaye sunuyor...
Filmde sürekli pislik içindesiniz. Etrafınızdaki sineklerden ne kadar nefret ediyorsunuz?
Robert Pattinson: Bir süre sonra onları sevmeyi kabullendim. Ayrıca pislikle kaplı olmayı da!
Guy Pearce: Onları kabullenmek oldukça zor ama belli bir dereceden sonra alışıyorsun. En azından kameralar kayıttayken.
Peki Avusturalya'da çekim yapmak nasıldı?
R.P.: İzole bir yerde çekim yapmayı sevdim çünkü tüm ekip hep bir aradaydı. Normalde bir şehre gidersin ve herkes ailesi ya da arkadaşlarıyla birlikte olur; ben de otelde tek başıma kalırım. Beni davet etmelerini beklerim...
Etiketler:
gazete röportajları,
gazete taramaları,
guy pearce,
röportajlar,
taramalar,
the rover
26 Haziran 2014 Perşembe
Habertürk: Vampirdi Kovboy Oldu
Karakterinizi geliştirirken yönetmen David Michod ile düşünce alışverişinde bulundunuz mu? Yoksa kendisinin aklında belli bir karakter var mıydı?
Düşüncelerimi sürekli David’e aktardım. Örneğin saçlarını eline bir makas almış ve kesmiş gibi gözükmesinin çok yardımcı olacağını düşünüyordum ve sonunda bu şekilde yapıldı.
‘KARAKTERİM HASSAS VE MUHTAÇ’
Guy Pearce’la çalışmak nasıldı?
Bu projede beraber çalışmamızı gerektirecek birçok sahne vardı ve o harika biri. Bunu söylemeliyim.
Hürriyet Kelebek: "PİSLİK İÇİNDE GAYET RAHAT OYNADIM"
Alacakaranlık serisiyle ünlenen Robert Pattinson, 4 Temmuz!da ülkemizde vizyona girecek olan "Takip" (The Rover) filmiyle sevenlerinin karşısına çıkacak. Ünlü oyuncu filmde tikleri olan bir hırsızı canlandırıyor.
PİSLİK İÇİNDE GAYET RAHAT OYNADIM
Öncelikle filmin konusunu anlatır mısın?
Film, toplumun çöküşünden 10 yıl sonrayı anlatıyor. Kanunlar yok olmuş ve hayat ucuzlamıştır. Canlandırdığım Rey karakteri arkadaşlarıyla birlikte hırsızlık yapıyor. Bir gün yalnız bir adam olan Eric'in arabasını çalıyorlar. Ancak Rey yaralanınca onu geride bırakıyorlar. Rey'i yakalayan Eric, onu arkadaşlarının izini sürmeye zorluyor, çünkü hayattaki en önemli şeyi arabasıdır.
Filmde canlandırdığın karakter tikli biri aynı zamanda konuşmasında da birtakım bozukluklar var. Bunlar senaryoda yazılı mıydı yoksa yönetmen David Michôd ile baraber sonradan mı geliştirdiniz?
Oynayacağım karakterim Güneyliydi ancak tam olarak neden olduğu söylenmedi. Sanırım tüm tikler gelişi güzel yazıldı. Bu yüzden karakteri oynamaya başlayınca benimle bir bütün oldu.
PİSLİK İÇİNDE GAYET RAHAT OYNADIM
Öncelikle filmin konusunu anlatır mısın?
Film, toplumun çöküşünden 10 yıl sonrayı anlatıyor. Kanunlar yok olmuş ve hayat ucuzlamıştır. Canlandırdığım Rey karakteri arkadaşlarıyla birlikte hırsızlık yapıyor. Bir gün yalnız bir adam olan Eric'in arabasını çalıyorlar. Ancak Rey yaralanınca onu geride bırakıyorlar. Rey'i yakalayan Eric, onu arkadaşlarının izini sürmeye zorluyor, çünkü hayattaki en önemli şeyi arabasıdır.
Filmde canlandırdığın karakter tikli biri aynı zamanda konuşmasında da birtakım bozukluklar var. Bunlar senaryoda yazılı mıydı yoksa yönetmen David Michôd ile baraber sonradan mı geliştirdiniz?
Oynayacağım karakterim Güneyliydi ancak tam olarak neden olduğu söylenmedi. Sanırım tüm tikler gelişi güzel yazıldı. Bu yüzden karakteri oynamaya başlayınca benimle bir bütün oldu.
Etiketler:
gazete röportajları,
gazete taramaları,
röportajlar,
taramalar,
the rover
6 Aralık 2012 Perşembe
Publinews (Guatemala) Röportajı (Kasım 2012)
Performansları hakkında yapılan kritikler ve gelecek projeleri hakkında: "Çok garip ruhsal takıntılarım var; tüm söylenenlerin sadece kötü yanlarını algılıyorum. İnsanların ne kadar iyi şeyler söylediklerinin bir önemi yok ben sadece negatif kısmını görüyorum."
"Belki de söylenen iyi şeyleri henüz hak ettiğimi düşünmüyorumdur. Sanırım bu yüzden zahmetli işler yapma ve bunun için mücadele etme isteği hissediyorum."
Alacakaranlık'ın getirdiği şöhret ona rahatsızlık verse de kariyeri için önemli bir motivasyon olduğunu söylüyor: "Bu yıl bir sürü projeye imza attım. Tehlikeli olarak tanımlanan isimlerle çalışmak gibi bir takıntım var. Çok heyecan verici olacak."
"Vizyon sahibi kişiler gerçekten huzursuz edici denemelere girişmeli diye düşünüyorum. Bahsettiğim tarzda projeleri popülerliğe gerek duymadan ilginç bir şekilde kalkındırabiliriz, böylece seyirci sadece tüketici olmaktan çıkıp filmlerde pay sahibi haline gelebilir."
İşte bu duyarlılık onun önümüzdeki yıl Irak'ta çekilecek olan Mission: Blacklist filmine imza atmasını sağlamış. Proje için: "Bu film herkesi o çok güvendikleri rahatlık noktalarından çıkmaya zorlayacak," diyor.
"Saddam Hüseyin'i neredeyse tek başına yakalayan, askeri soruşturma sorumlusu Eric Maddox isimli karakter üzerine kurulu bir film. Kimse yakalama hikayesinin aslını bilmiyor -ki bu da kulağa fazlasıyla şaşırtıcı, garip ve bazı açılardan komik geliyor."
Film, bir önceki projesinde Liberyalı çocuk askerlerin gerçek hikayesini anlatan Fransız yönetmen Jean-Stéphane Sauvaire'in elinden çıkacak.
"Belki de söylenen iyi şeyleri henüz hak ettiğimi düşünmüyorumdur. Sanırım bu yüzden zahmetli işler yapma ve bunun için mücadele etme isteği hissediyorum."
Alacakaranlık'ın getirdiği şöhret ona rahatsızlık verse de kariyeri için önemli bir motivasyon olduğunu söylüyor: "Bu yıl bir sürü projeye imza attım. Tehlikeli olarak tanımlanan isimlerle çalışmak gibi bir takıntım var. Çok heyecan verici olacak."
"Vizyon sahibi kişiler gerçekten huzursuz edici denemelere girişmeli diye düşünüyorum. Bahsettiğim tarzda projeleri popülerliğe gerek duymadan ilginç bir şekilde kalkındırabiliriz, böylece seyirci sadece tüketici olmaktan çıkıp filmlerde pay sahibi haline gelebilir."
İşte bu duyarlılık onun önümüzdeki yıl Irak'ta çekilecek olan Mission: Blacklist filmine imza atmasını sağlamış. Proje için: "Bu film herkesi o çok güvendikleri rahatlık noktalarından çıkmaya zorlayacak," diyor.
"Saddam Hüseyin'i neredeyse tek başına yakalayan, askeri soruşturma sorumlusu Eric Maddox isimli karakter üzerine kurulu bir film. Kimse yakalama hikayesinin aslını bilmiyor -ki bu da kulağa fazlasıyla şaşırtıcı, garip ve bazı açılardan komik geliyor."
Film, bir önceki projesinde Liberyalı çocuk askerlerin gerçek hikayesini anlatan Fransız yönetmen Jean-Stéphane Sauvaire'in elinden çıkacak.
11 Kasım 2012 Pazar
Washington Post Röportajı (Kasım 2012)
2008'de yapılan Comic Con'u hatırlıyorum, ilk filmin vizyona girişinden
hemen önceydi. Hayranların o devasa ilgisi karşısında sen ve Kristen'ın şoka
girdiğini düşünmüştüm. O gün aklından neler geçmişti hatırlıyor musun? Pattinson: Evet, yani çok heyecan vericiydi ama bir açıdan da her zaman diğer filmlerimden farklıydı. O duygu benim için hiç bir zaman değişmedi. Alacakaranlık'ın ilk filmi yaptığım işin bambaşka bir kısmıydı. Sürekli çığlıklar ve diğer olaylar hakkında sorular soruluyor ama ben bu konuyu hiç analiz etmiyorum.
Alacakaranlık hakkında bu kadar çok soru sorulmasının nedeni nedir sence? Sadece çılgınca olmasından dolayı mı?
Pattinson: Evet, yani bu da garip şeylerden biri. Bir sürü insan film yapıyor, hatta büyük filmler yapıyorlar ama seri filmlere gösterilen reaksiyon çok garip... nedenini ben de bilmiyorum.
Yani bu duruma 3-4 yıl öncesinde olduğundan daha çok alışkınsın?
Pattinson: Bir süre sonra alışmak zorunda kalıyorsunuz ama her şeye rağmen hayranlardan iyi bir enerji alıyorsunuz. Comic Con ve benzeri yerlerde bulunmak ve o kalabalığın arasında olmak. Özellikle de Comic Con'da soruları cevapladığımda ya da bu tarz etkinliklerde bulununca çok enerjik hissediyorum. Galalarda herkes sizin için çığlık attığında bu daha da zor oluyor. Biraz da yorucu oluyor çünkü ne yapmanız gerektiğini bilemez hale geliyorsunuz.
Şafak Vakti - Bölüm 2'nin son çekimleri geçen Nisan ayında yapılmıştı değil mi?
Pattinson: Hımm (duraklar). Tanrım, hatırlamıyorum.
Bu yılın ilk aylarıydı diyelim o zaman.
Pattinson: Ah, hayır hayır. Asırlar önceydi.
Öyle miydi? Ben geçtiğimiz yılın başında bazı yeniden çekimler yaptığınızı düşünmüştüm.
Pattinson: Ah evet. Olabilir.
Bunu sormamın nedeni son çekim gününü hatırlıyor musun ve neler hissetmiştin diye sormak istememdi. Son sahnenin duyguları hakkında konuşabilir misin bilmiyorum, sanırım konuşamazsın.
Pattinson: (gülüyor) Ben yeniden yapılan çekimleri tamamen unutmuşum.
Unuttun mu? Harika! O gün aklından ne geçiyordu? Unuttuğuna göre çok da bir şey geçmiyormuş demek ki.
Pattinson: Aklımdan ne mi geçiyordu? Ah evet, av sahnesini yeniden çekiyorduk... Edward ve Bella'nın filmin başında beraber geyik avlamaya çıktıkları sahne. Dürüst olmak gerekirse o anlarda aklımdan çektiğimiz sahnenin daha önce çektiğimizden daha iyi olduğu geçiyordu. Ve keşke ilk başta da böyle çekseydik diye düşünmüştüm. Hareket halinde olduğumuz çekimlerdi. Bilmiyorum, o çekimler esnasında kaykay kaymayı öğrendiğimi hatırlıyorum tıpkı 26 yaşındaki bir oğlan çocuğu gibi. Sanki 26 yaşının kaykay öğrenmek için son şansım olduğunu hissettim. Öylesine fark ettim işte, şey... evet oldukça garipti. İki yıl önce kaykay kaydığımı yapımcılardan biri görmüş olsaydı anında menajerimi arayıp beni şikayet ederdi.
Peki, neden kaykay kayıyordun?
Pattinson: Sadece öylesine, kendi kendime karavanımın önünde kayıyordum, yapımcılardan biri yanımdan geçti ve hiçbir şey demedi. Bense 'bunu iki yıl önce yapsan izin vermezdiniz' diye düşündüm.
13 Haziran 2012 Çarşamba
Robert USA Today'e Cosmopolis ve Gelecek Projeleri Hakkında Konuşuyor
Daha önceleri pek çok araba filmi görmüştük ama nerdeyse tamamı arabanın içinde geçen bir film hiç görmemiştik. Ta ki şimdiye kadar.
Cosmopolis'e bir bakış attığımızda David Cronenberg'in bakış açısından finans dünyasının sıradışı tarafını görüyoruz. Uzun beyaz bir limuzinin arka koltuğundan kalabalık New York sokaklarına karışıyoruz.
Robert Pattinson neredeyse filmdeki her sahneyi arabanın arka koltuğunda geçiriyor ve o kadarcık alanda ne kadar çok şey olduğuna şaşırdığını söylüyor.
"Senaryoyu okuduğumda filmin %70'inin limuzinin içinde geçtiğini anladım. Fakat çekimlere geçtiğimizde Cronenberg limuzin sahnelerine eklemeler yaptı. Bir süre sonra Das Boat'taymışım (Alman denizaltı filmi) gibi hissetmeye başladım. Sanki garip bir denizaltının içine hapsolmuşuz gibiydi."
Bu arada limuzinin arka kısmı bazı çılgın şeyleri görmenize de sağlıyor, mesela sokak ayaklanmaları ya da Eric Packer'ın Juliette Binoche tarafından canlandırılan kadın karekteri baştan çıkarışına tanık oluşumuz gibi. Doğal olarak sevişme sahneleri de arabanın arka koltuğunda geçiyor ve bu anlar Pattinson'a oldukça komik geliyor.
"Arabada o sahneyi çekebilmemiz için yeterli yer bile yoktu. Juliette kafasını sürekli tavana vurup duruyordu. Sahnenin erotik olması gerekirken komik bir hal almıştı."
Cosmopolis'e bir bakış attığımızda David Cronenberg'in bakış açısından finans dünyasının sıradışı tarafını görüyoruz. Uzun beyaz bir limuzinin arka koltuğundan kalabalık New York sokaklarına karışıyoruz.
Robert Pattinson neredeyse filmdeki her sahneyi arabanın arka koltuğunda geçiriyor ve o kadarcık alanda ne kadar çok şey olduğuna şaşırdığını söylüyor.
"Senaryoyu okuduğumda filmin %70'inin limuzinin içinde geçtiğini anladım. Fakat çekimlere geçtiğimizde Cronenberg limuzin sahnelerine eklemeler yaptı. Bir süre sonra Das Boat'taymışım (Alman denizaltı filmi) gibi hissetmeye başladım. Sanki garip bir denizaltının içine hapsolmuşuz gibiydi."
Bu arada limuzinin arka kısmı bazı çılgın şeyleri görmenize de sağlıyor, mesela sokak ayaklanmaları ya da Eric Packer'ın Juliette Binoche tarafından canlandırılan kadın karekteri baştan çıkarışına tanık oluşumuz gibi. Doğal olarak sevişme sahneleri de arabanın arka koltuğunda geçiyor ve bu anlar Pattinson'a oldukça komik geliyor.
"Arabada o sahneyi çekebilmemiz için yeterli yer bile yoktu. Juliette kafasını sürekli tavana vurup duruyordu. Sahnenin erotik olması gerekirken komik bir hal almıştı."
Etiketler:
cosmopolis,
gazete röportajları,
mission: blacklist,
röportajlar,
the rover,
usa today
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Robert Le Figaro'ya 'Cosmopolis', 'On The Road' ve Cannes Hakkında Konuşuyor
Rob: Çılgınca. Önceki gün 'Yolda'nın gösterimine katıldım. Film çok etkileyiciydi. Hemen hemen her sahnede dehşete düşürüp, aklımı başımdan aldı ve beni büyüledi. 'Yolda ve 'Cosmopolis' bir açıdan birbirine benziyor. İkisi de bir serüveni anlatıyor. İkisi de "yol filmi". Bir şekilde ikisi de aynı dili konuşuyor: özgürlüğü konu edip günümüzün acıklı gerçekliğinden bizi kurtarmaya çalışan umutsuz bir çabayı anlatıyor.
LF: Siz ve Kristen Stewart Alacakaranlık serisinin iki oyuncusu olarak filmlerinizle Cannes'da yarışıyorsunuz. Buna kaderin cilvesi, tesadüf yoksa bir meydan okuma mı demeliyiz?
Rob: Bir meydan okuma olduğunu düşünmüyorum ama bunun garip bir durum olduğunu itiraf edebilirim. Tam da Alacakaranlık'ın sona erdiği yıl ben ve Kristen kendimizi Cannes'da bulduk... Benim için Cannes dünyadaki en önemli yarışma. Daha çocukken henüz bir aktör olmaya karar vermeden önce bile üzerinde Altın Palmiye logolu filmlerin DVDlerini kiralayıp arkadaşlarıma hava atmaya çalışırdım. Bir aktörün en büyük hayali filminin DVDsinde Altın Palmiye logosu olmasıdır. Bir gün festivale davet edilmek benim en büyük ve gizli amacımdı. Bunun on yıl içerisinde olabileceğini tahmin ediyordum ama şimdi oldu! Cosmopolis'in Cannes'da yarışacağını öğrendiğim o telefon görüşmesi sanırım hayatımın en mutlu anlarından biriydi.
LF: Sizi bu filmi yapmaya iten şey neydi?
Rob: Senaryo. Yarım saat içerisinde okudum ve mükemmeldi. Beni korkutan tek şey filmi mahvedeceğimi düşünmemdi. Karar vermeme yardımı olan şey David Cronenberg'le yaptığım konuşma oldu. Ona beni neden seçtiğini sordum, bana "Bilmiyorum!" dedi. Ardından senaryodan bir şey anladın mı diye sorduğumda bana basitçe anlamadığını zaten bunun önemli olmadığını söyledi. Bir hafta boyunca tereddüte düştüm ama sonra bir gece neredeyse gözyaşlarıyla onu aradım ve "En kısa zamanda bunu yapmak istiyorum!" dedim.
LF: Eric Packer nasıl biri?
Rob: Kendini yok etmek için her şeyi yapan biri. Pek çok insan onun nihilist olduğunu düşünüyor. Tam tersine ben ise onun küçücük bir umut parçasına tutunduğunu düşünüyorum. Ama her seferinde hayal kırıklığına uğruyor.
LF: Çekimler nasıldı?
Rob: David Cronenberg beni huzursuz hissettirmek için ne gerekiyorsa yaptı. Eric Packer parmaklarımın arasından bir solucan gibi kayıp gitti. David bana sürekli "Eğer yaptıklarımızı anlamaya başladıysan bu iş burada bitmiştir," diyordu. Ben de rolümü bir şarkının melodisi gibi oynamaya çalıştım. Sözleri anlamıyordum ama ritmi tutturmuşum gibi hissediyordum. Bir haftalık bir alışma sürecinden sonra sahneleri tek defada çekmeye başladık. Paul Giamatti ile olan 15 dakikalık sahne bile tek defada çekildi. Sonuç olarak bu film kendime daha çok güvenmemi sağladı.
LF: Alacakaranlık'tan sonra Cannes senin için bir tırmanış mı olacak?
Rob: İnsanlar Alacakaranlık filmlerini sadece film olarak değil bir dünya fenomeni olduğu için izliyorlar. Edward Cullen süper olmak için hiçbir şey yapmayan bir süper kahraman. Cosmopolis'te ise nihayet oyunculuğum için eleştirileceğim ve işte beni en çok korkutan şey de bu!
Çeviri: elwiens
RPLife
Etiketler:
2012,
65. cannes film festivali,
cosmopolis,
gazete röportajları,
röportajlar
22 Eylül 2011 Perşembe
Flashback: Chicago Sun Times Röportajı (Edward Cullen'a Veda Etmek)
Edward Cullen’a Veda Etmek
Ölümsüzlük için çok fazla. Edward Cullen yok oldu. Azıdişleri sandığa kaldırıldı, parıltılı makyaj çöp torbasına atıldı. Gün ışığı geri geldi.
Siz bu makaleyi okuduğunuz sıralarda Robert Pattinson Şafakvakti Bölüm 2’nin final sahnelerini çekip bitirmiş olacak.
Bir şekilde en iyi hayali arkadaşıyla ayrılmış olacak.
Bir Pazar öğleden sonra Santa Monica (Kalifornia)’daki otelodasında Chicago Sun Times’a verdiği röportaj sırasında Pattinson şunlarısöyledi: “Bir ayrılık gibi hissettiriyor. Bu çocuğu seviyorum ve onuözleyeceğim.”
Romantik benliğini geride bırakmanın artıları üzerinedüşünüyor.
“Artık o lensleri takmayacağım ya da vampir makyajı yapmayacağım için sevineceğim,” diyor kıkırdayarak.
Pattinson hakkında bildiğim bir şey varsa o da gülmeyisevdiği. Hem de çok. Ardından sesini yumuşatıyor.
“Pek çok macerada aynı karakteri oynamak harika aynı zamanda çok da garip çünkü hayatım son yıllarda çok değişti. Ama Alacakaranlık ve Edward Cullen her zaman hayatımın bir parçası olacak. Bütün hayatım oldu… bütün 20’li yaşlarım. Ve bunun başka bir yolu da yoktu."
Şafak Vakti’nin Kasım ayında vizyona girecek bölümü hakkındaondan bilgi ya da sır almadan bu odadan çıkmasına izin vermeyeceğimizi biliyor.
“Filmle ilgili henüz hiçbir şey izlemedim bu yüzden nasıl oldu bilmiyorum. Tek söyleyebileceğim iyi hissettirdiği. Bütün kalbimle söylüyorum ki bende en az Alacakaranlık hayranları kadar meraklıyım.”
Etiketler:
*flashback,
breaking dawn,
gazete röportajları,
röportajlar,
şafak vakti,
water for elephants
1 Mayıs 2011 Pazar
Bild Röportajı
Kaderin ağına düştmüş çarpık bir güzellik. Mahmur gözler. Açılı bir kafa. Dağınık saçlar. Kirli bir vampir sakalı. Canlı dudaklar. Masum, utangaç, romantik bir gülümseme. Mükemmel değil mi?!Robert Pattinson (24, "Alacakaranlık"), her kadının birlikte kahvaltı yapmak isteyeceği adam. Hugh Grant, James Dean ve Yüce İsa'nın karışımının bira içen vampir versiyonu.
Hotel de Rome'ın terasında kendisi, koruması ve asistanlarıyla birlikteyiz. Uzun boylu, utangaç, konuşkan, rahat, arkadaş canlısı, mütevazi, sevilesi sıcak bir kahkaya sahip, ölçülü bir sesi var. Kola içiyor.
Hugo Boss'dan giyiniyor. Bunun için, "Bir hediye olarak odamda duruyordu -ve bütün kıyafetlerim kirliydi." diyor.
Bild: Kendini tanımlar mısın?
"Ben bile kendimin ne olduğunu bilmiyorum. Eskiden, ünlü olmadan önce her şey kolaydı. Şimdi ise zor. Eğer sürekli kendiniz ve karakteriniz hakkında konuşuyorsanız bu yorucu. Ben benim."
Karayipler'den Air Berlin uçağıyla geldi -bir jetle değil. Şahsi eşyalarıyla yolculuk yapıyor: bir sırt çantası, bir valiz ve gitarı. Sigara içiyor, haşhaşa alerjisi var ve geçtiğimiz yıl 27 milyon dolar kazandı. Onu hayatı hem rüya hem kabus.
"Bir ev almaktan korkuyorum çünkü o da kuşatılacaktır." Edindiği başarı onun hapisanesi. O milyonlarca hayranından kaçtığı bir yarışda.
Son filmi Water for Elephants onun ruhunun aynası. Filmin hikayesi: Herşeyini kaybetmiş genç bir veteriner bir gün bir sirk trenine atlar ve acı dolu bir hayatla birlikte büyür. Aşkı Reese Witherspoon. Düşmanı ise Christoph Waltz!
Rüzgar Gibi Geçti'nin raylar üzerindeki versiyonu gibi. "Film çekerken kendimi çok rahat hissettim çünkü kendim olabiliyordum. Çok az diyalogum var fakat çok şey anlatıyorum. Ruhen kendimi neredeyse çıplak hissediyordum."
Etiketler:
gazete röportajları,
röportajlar,
water for elephants
27 Mart 2011 Pazar
USA Today Röportajı
Robert Pattinson 'Şafak Vakti' sahnelerini irdeliyor
Aslanlar ve kaplanlar ve ayılar! Bilgisayar ürünü değil hepsi gerçek ve Robert Pattinson'ın Reese Witherspoon'la başrolünü paylaştığı Water for Elephants filmindeki sirkin bir parçası (film 22 Nisan'da vizyonda). 1930lu yıllarda geçen filmin setinde bir sürü etçil hayvan dolaşırken Pattinson'ın en çok korktuğu hayvan hangisi inanamayacaksınız. Atlar!
Bir aslana et atmaktan daha mı korkutucu? "Bir at tarafından yere düşürülmem gerekiyordu ve bu çok korkunçtu," diyor Pattz USA Today'dan Andrea Mandell'a. "Bir-iki saniyelik bir sahneydi ama o kocaman bir aygırdı... Bir nevi atlardan korkuyorum diyebilirim. Sadece bir ata binmek zorunda olmadığım için memnunum. Özellikle at sürmekte hiç iyi değilim."
Vancouver'da devam eden Şafak Vakti çekimlerine kısa bir ara vermişken bizle birkaç Edward Cullen tarzı dedikodu da paylaştı. Ana hikayenin "çok çok garip" olduğunu söylüyor. "Bu film diğerlerinden çok farklı. Sette bazı anlar oluyor ki 'Bu film nasıl olacak da 13+ yaş sınırında olacak?' diye düşünüyorsun," diyor gülerek. "Bu tamamıyla çok saçma."
Alacakaranlık'ın dördüncü kitabını hala okumadınız mı? Öyleyse burdan sonrasına devam etmeyin.
Pattinson, kendisi ve Stewart'ın doğum sahnesini çektiklerini doğruluyor ve çekimlerin "çok komik" olduğunu söylüyor gülerek.
Ve açıklamaya koyuluyor: "Sürekli şu garip hamile kostümlerinden birini giymek zorunda, bu muhtemelen onun için çok daha siniri bozucudur," diyor. Ama bu Bella'da göreceğiniz tek değişiklik değil.
"Size çok fazla bilgi veremem ama birkaç şey söyleyebilirim, özellikle filmin sonuna doğru onu diğer filmlerdeki halinin çok zıttı bir şekilde görüyoruz," diyor. "Demek istediğim Bella artık farklı biri -ki bu da iyi birşey. Ve çok farklı da görünüyor. Aramızdaki en ikna edici vampir o gibi görünüyor."
Tam olarak ne demek istiyor? "Çoğumuz sanki Mars'dan gelmiş gibi görünüyoruz," diyor Pattinson. "O aramızdaki en ufak kişi sayılır ama vampir olmaya çok uyuyor."
Sıradaki: Şafak Vakti düğün sahnesi çekimleri Nisan ayında yapılacak. "Bu da zor bir sahne," diyor bize. Bella ve Edward'ın evlilik yolundaki ilk adımlarından bir kare elde etmeye çalışacak olan paparazzi ordusundan bahsetmemek olmaz. "Vancouver'da birilerinin ortaya çıkıp bir şeyler görmek istemeleri, çekmeleri gayet normal olarak karşılanıyor," diyor Rob. "Öyle hissediyorum ki düğün sahnesi paparazzilerin havadan düştüğü bir sahne olacak." Eh parayı vurmaktan bahsediyoruz.
USAToday | KStewDevotee
Aslanlar ve kaplanlar ve ayılar! Bilgisayar ürünü değil hepsi gerçek ve Robert Pattinson'ın Reese Witherspoon'la başrolünü paylaştığı Water for Elephants filmindeki sirkin bir parçası (film 22 Nisan'da vizyonda). 1930lu yıllarda geçen filmin setinde bir sürü etçil hayvan dolaşırken Pattinson'ın en çok korktuğu hayvan hangisi inanamayacaksınız. Atlar!Bir aslana et atmaktan daha mı korkutucu? "Bir at tarafından yere düşürülmem gerekiyordu ve bu çok korkunçtu," diyor Pattz USA Today'dan Andrea Mandell'a. "Bir-iki saniyelik bir sahneydi ama o kocaman bir aygırdı... Bir nevi atlardan korkuyorum diyebilirim. Sadece bir ata binmek zorunda olmadığım için memnunum. Özellikle at sürmekte hiç iyi değilim."
Vancouver'da devam eden Şafak Vakti çekimlerine kısa bir ara vermişken bizle birkaç Edward Cullen tarzı dedikodu da paylaştı. Ana hikayenin "çok çok garip" olduğunu söylüyor. "Bu film diğerlerinden çok farklı. Sette bazı anlar oluyor ki 'Bu film nasıl olacak da 13+ yaş sınırında olacak?' diye düşünüyorsun," diyor gülerek. "Bu tamamıyla çok saçma."
Alacakaranlık'ın dördüncü kitabını hala okumadınız mı? Öyleyse burdan sonrasına devam etmeyin.
Pattinson, kendisi ve Stewart'ın doğum sahnesini çektiklerini doğruluyor ve çekimlerin "çok komik" olduğunu söylüyor gülerek.
Ve açıklamaya koyuluyor: "Sürekli şu garip hamile kostümlerinden birini giymek zorunda, bu muhtemelen onun için çok daha siniri bozucudur," diyor. Ama bu Bella'da göreceğiniz tek değişiklik değil.
"Size çok fazla bilgi veremem ama birkaç şey söyleyebilirim, özellikle filmin sonuna doğru onu diğer filmlerdeki halinin çok zıttı bir şekilde görüyoruz," diyor. "Demek istediğim Bella artık farklı biri -ki bu da iyi birşey. Ve çok farklı da görünüyor. Aramızdaki en ikna edici vampir o gibi görünüyor."
Tam olarak ne demek istiyor? "Çoğumuz sanki Mars'dan gelmiş gibi görünüyoruz," diyor Pattinson. "O aramızdaki en ufak kişi sayılır ama vampir olmaya çok uyuyor."
Sıradaki: Şafak Vakti düğün sahnesi çekimleri Nisan ayında yapılacak. "Bu da zor bir sahne," diyor bize. Bella ve Edward'ın evlilik yolundaki ilk adımlarından bir kare elde etmeye çalışacak olan paparazzi ordusundan bahsetmemek olmaz. "Vancouver'da birilerinin ortaya çıkıp bir şeyler görmek istemeleri, çekmeleri gayet normal olarak karşılanıyor," diyor Rob. "Öyle hissediyorum ki düğün sahnesi paparazzilerin havadan düştüğü bir sahne olacak." Eh parayı vurmaktan bahsediyoruz.
USAToday | KStewDevotee
Etiketler:
breaking dawn,
gazete röportajları,
röportajlar,
şafak vakti,
water for elephants
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
.jpg)
.jpg)


